Yöntemin Kaynağı ve Yöntem Tespitinde Sabit ve Değişebilir Ölçüler

Nasıl bir hazırlık ve   hareket seyri ile Kur'an'ın

amacına yöneleceğimiz sorusu, karşımıza yöntem tartışmalarını çıkartmaktadır. Yöntem tartışmalarında amacın ve amaca götürecek yolun kaynağı ile yöntemin kesin olarak bağlayıcı olup olmadığı konusu temel problemi oluşturmaktadır. "Rabbani metod", "Nebevi metod" ifadeleri çerçevesinde yapılan bu tartışmada. Tevhid inancının, hareket metodunu kesin olarak belirlediği iddiasında bulunulmaktadır. Bazı müellifler yöntem terimi yerine ikame edilen "minhac" (...Her biriniz için bir şeriat (şir'a) yaptık, ve geniş bir yol (minhac) belirledik... (Maide, 5/48)) ifadesi ile de, yöntemin mutlak bağlayıcılığına işaret edildiğini iddia ederler. Ancak, yöntemin, akîde tarafından belirlendiği veya akideden neşet ettiği ve mutlak bağlayıcı olduğu görüşü açıklanmaya muhtaçtır.

Bu konuda açıklığa kavuşturulması gereken husus, "tebliğ ve mücadele yöntemini tevhid akidesinin belirlediği" ifadesinin, ilkeler ve genel esaslar çerçevesinde algılanması gerekliliğidir. Gerek amacımızın, gerekse amaca götürecek metodun tesbitinde, esas alınacak ölçü, inancımızın kaynağı olan Kur'an'dır. Dolayısıyla İslami mücadelede yöntem, akîde temelli olmak zorundadır. Ancak Kur'an nassları ile yaşanılan sorunlar arasında bağ kurmak ve mevcut durumumuzu yorumlamak, metodik bir zorunluluk olmakla birlikte, bu konuda ulaşılan tesbitler mutlaklık ifade etmez. Bu çaba, "esas"ı pratiğe indirgemeye çalışan "içtihadlar"la alakalı bir durumdur. Fakat amacın veya yöntemin tayininde, Kur'an nassları dışında temel bir belirleyici olamaz. Tevhid inancına sahip olanlar için bu konuda muhayyerlik yoktur.

Yöntem tartışmalarında neyin değişebilir, neyin mutlak ve asıl ölçü olduğu iyi bilinmelidir. Örneğin "...kafirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın..." (Tevbe,9/123) hükmü, mutlak bir ifadedir. Ama hangi şartla, hangi kafirlerle ve ne zaman savaşacağımız sorulan, bu mutlak hükmün uygulanmasını içtihadı kararlara bırakmaktadır. Benzer şart ve konumlarla karşı karşıya bulunanların, yöntem konusundaki yaklaşımlarında aynılaşıp, amaç ve hareket birliği oluşturmaları gerekmektedir. Ama yöntem konusunda ne içtihadımızı mutlak anlamda bağlayıcı kılabiliriz; ne de içtihadımızda kesin hükmü dikkate almadan bir yöntem tayinine gidebiliriz. Olumsuzluğun bu iki biçiminden de kaçınmalıyız. Kafirlerle savaşılması ile ilgili kesin ve sabit hükmü, İslam'ın barışçı bir din olduğu söylemi ile "örtme"ye veya konuyu tartışarak esnetmeye ve göreli hale getirmeye çalışan yaklaşımların İslamiliğinden bahsedemeyiz. Ancak diğer açıdan bu hükümle ilgili içtihadı kararlarımızı, içinde bulunduğumuz safhayı gözetmeyen bir yaklaşımla belirlemeye kalkarsak veya bölgemizle ilgili içtihadımızı genelleştirirsek; Kur'an ayetlerini sığ ve şekilci bir perspektife hapsetmiş veya kendi görüşümüzü mutlaklaştırmış oluruz.

Bu örneklemeden de anlaşılacağı gibi, amacın v amaca götüren yöntemin belirlenmesinde kalkış noktası, Kur'an'ın mutlak hüküm taşıyan ayetleri olmalıdır. Bu ayetler, tüm zaman ve toplumsal-bölgesel farklılıkların ötesinde, "sabit ölçülerimizi oluştururlar.

Sabit ölçülere muhalif hiç bir görüşün, uygulamanın veya rivayetin değeri olamaz. Ancak yaşanılan olaylar ve süreç ile sabit ölçüler arasında kuracağımız irtibat, Kur'an bütünlüğünü de gözeten içtihadı hükümlerimizi oluşturur. Konumumuzla alakalı metodik sorunları çözümlerken oluşturulan içtihadı hükümler ise, "değişebilir ölçüler"dir. Yaşadığımız zaman ve çevre içinde sahip olduğumuz amacın ve takip etmemiz gereken yöntemin tespitinde, sabit ölçülerimiz kadar, değişebilir ölçülerimiz de tayin edicidir. Günümüz Almanya'sında topluma mesaj taşımakla, Sudan toplumuna mesaj taşımak; Filistin topraklarındaki şahitlik göreviyle Japonya'daki şahitlik görevinin sorumlulukları, mücadele safhaları açısından aynı değildir.

Kur'an'ın evrensel mesajım temel belirleyici edinmek konusunda, muharref kültürü bütün üniteleriyle aşıp, safha ve konum tespitinde, yaşadığımız sorunlarla muhkem ayetler arasında doğru irtibatlar kurma becerisini gösterebildiğimizde, vahye tanıklık sorumluluğunu gerçekleştirebiliriz. İslami mücadeleyi Allah'ın nzasına uygun bir başarıya ulaştıracak olan da budur: Kur'an'la belirlenen bir düşünce ve bu düşüncenin ortaya koyduğu sahih yöntem.