Kur'an'ın ilk inzal olan ayetlerinde nüzul ortamıyla ilgili ayrıntılı bilgiler ve yoğun vurgular vardır. İlk sureler, topluma egemen olan zihinsel sapmalara, istikbar ve zulme karşı vahye tabi olanların dikkatini çeker; doğru düşüncenin ve tavrın ne olması gerektiğini gösterir.
Bugün, Kur'an'a muhatap olan herkes, tevhid ve adaletin yaşanması için ölçü bildiren ayetler ışığında kendini, bulunduğu konumu, vahiy karşıtı iktidarlarca teba konumuna getirilen çevresini, İslamilik iddiasındaki tüm yapıları ve İslam karşıtı güçleri değerlendirmek zorundadır. Bu değerlendirme yapılmadan müslümanlar adına üstlenilecek bir etkinlik, sonuçsuz bir çaba olarak kalacaktır. Sağlıklı bir kalkış için, amacımızı yaşadığımız gerçeklikler içinde belirlemeye, zaman ve mekan faktörleri çerçevesinde ciddi bir durum değerlendirmesi yapmaya mecburuz. İçinde yaşadığımız toplumu, bizi kuşatan sistemi ve müslümanlann mevcut halini, gerçekçi olarak sorgulayan, Kur'an'daki nasslar ile yaşadığımız gerçeklikler arasında ciddi ve çözümleyici irtibatlar kurabilen bir mücadele yöntemine şiddetle ihtiyacımız vardır.
Bugün, İslam coğrafyası, Batı emperyalizminin fiili ve zihinsel boyunduruğu altındadır. Müslümanların içinde bulunduğu bu düşkünlük ve çözümsüzlük hali sadece 200-300 yıldır Batı karşısında alınan mağlubiyetlere bağlanamaz. Egemen şirk güçlerinin hakimiyetini hazırlayan temel belirleyici etken, ümmetin zihinsel ve siyasi alanda düştüğü kendi "cahiliye"si olmuştur. Tevhidi ilkeleri yaşatma mücadelesi veren ince bir çizgi dışında, geniş kitleler tarihi süreç içinde tevhidi kimliklerini bulandırmışlar ve ümmet olma bilinçlerini fiili anlamda yitirmişlerdir. Zulüm ve haksızlık karşısında eylemsizliği seçen "Mürcie ekolü"nün oluşumundan, "zalim ve fasık sultana itaat'i veya kurtuluş için hayali "mehdi" beklentisini akaidleştiren Sünni ve Şii yaklaşımlara kadar uzanan Kur'an dışılık, ümmet kimliğini eritmiştir.
Rabbimiz, özellikle önceki rasullerin kıssaları ile insanların dikkatini çekmiş ve kendisine verilen iyilikleri terkeden bir toplumun durumunu değiştireceğini bildirmiştir (Bir toplum kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe Allan onlara verdiği nimeti değiştirmez...(Enfal, 8/53)). Bu Kur'an'la belirlenmiş toplumsal bir (sünnet)dır. Hesap günü Rabbimiz karşısında her kendi hesabını verecektir. Ancak hiç bir nefis yaşadığı ortamdan müstağni ve egemen fitne karşısında ; sorumsuz olamaz (Sizlerden sadece zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup sakının. Bilin ki, gerçekten Allah'ın azabı çetindir. (Enfal, 8/25) Şu Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzaklar kurmak istiyorlar. Kötü uzak ancak sahibine dolanır. Onlar öncekilerin yasasından başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın yasasında bir değişiklik bulamazsın; Allah'ın yasasında bir sapmada bulamazsın. (Fatır, 35/43)). Azgınlık ve büyüklenme içinde olanlar, Rabbimizin bu yasasından kurtulamazlar. Kur'an'da sergilenen toplumsal tarih anlayışı düz bir çizgi göstermez. Tarih imtihanlarla doludur ve toplumsal mücadelelerin tarihi inişli-çıkışlı bir çerçevede cerayan eder. Daha hayırlı toplumlar diğerlerinin yerlerini alabilirler ((Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse bilsin ki; Allah onun yerine öyle bir toplum getirecek ki (Allah) onları sever, onlar da O'nu severler. Müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler, hiç bir kınayıcının kınamasından korkmazlar... (Maide,5/54)).
Müslümanlar yöntem sorunundan da önce, uğrunda mücadele verilecek amaç hakkında yeterli bir bakışa sahip olmalıdırlar.
Günümüz müşrik ve cahili sistemleri, müslümanlar karşısında dünkü konumlarından çok daha donanımlı ve organize bir güce sahiptirler. Mevzi problemlerimiz ne olursa olsun, tevhid ve adaletin şahitliğini yapacak olan İslam ümmetinin, tüm egemen ve işbirlikçi küfür güçleri karşısında yeniden ihyası gerekmektedir. Bu amaç doğrultusunda tevhidi bilinç gereğince davranan tüm müslümanlarla birlikte, yeni bir Kur'an neslini oluşturmak ve güçlendirmekle mükellefiz. Mücadele sürecinde basan çizgisi inişli-çıkışlı bir grafik çizebilir. Ancak amaca ulaştıracak mücadele sürecini, içinde bulunduğumuz anın gereklerini ciddiye alarak ve üzerimize düşenleri yerine getirerek olgunlaştırabiliriz. Tüm mevzi kazanımlarımıza rağmen asırlar içinde yitirilenin bütününü tekrar elde etmek, uzun bir süreci gerektirir. Bu sürecin safha safha yükselen her anını, Allah'ın rızasına yönelmiş bir ilkelilikle kazanmalıyız. Safhamıza uygun her kazanım, İslami devrim sürecimize hayati bir katkıdır. İslami devrim sürecinin yükselen başarıları ile tevhidi bilinci yeniden yaygınlaştırabilir, varisi olduğumuz arzdaki fitneyi defedebiliriz.
Bir bütün olarak İslam'ı, potansiyel tehlike gören ve İslami hareketlere, hatta İslami duyarlılık içeren her türlü oluşuma karşı hınçla dolu olan egemen şirk güçlerine karşı direnmeliyiz. Direnişi güçlendirmenin yolu, Kur’an dışı kabuller ve eklektik anlayışlarla üreyen hastalıklardan bizi arındıracak olan "ıslah projesinin yaygınlaştırılmasından geçer. İşte köklü değişim, eski halden yeni hale geçiş için görev ve sorumluluk bildiren, tebliğ ve mücadele anlayışlarını bütünleştiren iki kelime: Direniş ve ıslah. Cahiliyeye direniş ve cahili olanı değiştirme amacı, düşünsel ve siyasal mücadele bütünlüğünün eksenini oluşturur. Direniş ve ıslah; tevhidi, fikri ve siyasal boyutuyla kavrama eylemidir. Ve İslam devrimi yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar kulluk bilincimizin kesintisiz ifasıyla yaşayacak ve yükseltilecek bir süreç olarak algılanmalıdır.
Egemen cahili güçlerin fiili ve zihinsel ifsadı, zulüm ve baskılan çağımızı kuşatmıştır. Küreselleşme söylemleri, egemen emperyalist yapının yeterince kontrol edemediği bölge ve topluluklara kadar ifsadı yaygınlaştırmaya çalışan, dayatmacı kimliğinin bir ilanıdır. İslami hareket hem bölgesel hem küresel iktidarlarla mücadele etmek zorundadır. Zaten enformatik ve ekonomik ilişkilerin içice girdiği bir dünyada, İslam düşmanı bölgesel rejimlere karşı verilecek mücadele, aynı zamanda evrensel istikbara karşı çıkmak anlamına gelir.
Ancak tevhidi şahitliği üstlenecek yeterli bir yapı oluşturamadan, gerekli ve yeterli donanıma sahip olmadan öncelenen bir iktidar hedefi yanlıştır. Herşeye rağmen iktidarı amaçlamak anlayışı, siyasal ve toplumsal alanda pragmatik ve uzlaşmacı davranmayı getirir. Cahili güçlerce kuşatılmış olan müslümanlar, ilk olarak, kendi birlikteliklerini nasıl bir nitelikle oluşturduklarını ve istikbar karşısında toplumsal muhalefeti nasıl örgütleyebileceklerini düşünmelidirler. İktidar yürüyüşü sırasında, gelecekte nasıl bir yönetim ve örneklik sunacağımızı yapısal birlikteliğimizde gösterebilmeliyiz.
Müslüman kitleler karşısında zulüm, şirk ve sömürünün bloklaştığı günümüzde, İslam coğrafyasında da önemli bir muhalif canlılık görülmektedir. Tevhid ve adalet özlemini gündeme getiren İslam coğrafyasındaki bu canlılık, İslam'dan kısmi doğrular taşıyan kitlelerin statik anlayışından çok, kitleleri İslami şiarlarla uyandıran ve etkileyen İslami hareketlerin netleşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu aktivite önemli olmakla birlikte, gerek modern şirk güçlerine cevap vermek, gerekse İslam ümmetini tevhidi bilinç ve yaşantı tarzında ihya etmek noktalarında ciddi farklılıklar ve zaaflar taşımaktadır.
İslami duyarlılığın somutlaşmasıyla yükselen İslami hareketler ve oluşumlar, dinin kaynağı konusunda yeterli bir usuli arınma netliğine ulaşamamışlardır. Bilgi ve tefekkürü geliştirmek, tabanda yaygınlaştırmak ve istişari katılımlara dönüştürmek gerekirken; genelde yapılmakta olan, fikri ve metodik sorunların çözümünü "ulema" olarak vasfedilen bir sınıfa havale etmek olmaktadır. Öte yandan "ulema sınıfı"nı yetersiz görenlerin bir çoğu ise "aydın" nitelendirmesiyle mücadele hattının kenarında duran imtiyazlı bir okuryazar sınıf tasvir etmekte ve böylece üstlenmeleri gereken düşünsel sorumlulukları yine bir başka sınıfa havale etmektedirler.
Mücadele yönteminin aydınlatılması için; içinde yaşanılan toplumun ve çevrenin analizi, egemen şirk söyleminin mantığının, planlanılın ve iç çelişkilerinin tespiti, yapı ve birliktelik sorununun çözümü ve bölgesel şartların gerekli kıldığı mücadele merhalesinin belirlenmesi, emperyalizmin dayatmalarına karşı bir çok bölgede yaygınlaştırılacak olan tepkinin koordinasyonu gibi sorunları gündemleştirmek gerekmektedir. Toplumu dönüştürme eyleminin reel şartlar içinde kestirilebilir yakın ve orta vadeli planının ne olduğu belirlenmelidir. İslami mücadeleyi üstlenme iddiasındaki yapılar, bu sorunları çözmekle mükelleftirler.