İslami mücadelede gizlilik, genellikle verilen mücadelenin seyyaliyetine bağlı olarak gerektiğinde uygulanabilir taktik bir durumdan ziyade, hareketin başlangıcı itibariyle stratejik ve zorunlu bir safha olarak görülmektedir. Özellikle tebliğ ve şahitlik açısından baktığımızda, ilk inzal olan ayetlerin çizdiği çerçeve içinde göremediğimiz bu hal, bazı siyer kitaplarındaki bilgilere dayanarak nass temeline oturtulmak istenir. Farklı ve çelişik rivayetlerden yapılan seçmelerle, risalet görevinin ilk üç sene gizli olarak yerine getirildiği iddiası, bir nevi genel kabul görmüştür. Rasulullah(s)'ın hareket yöntemini üç yıl gizli tebliğ aşamasına bağlayan rivayetlerden kalkarak, faaliyetlerinin başlangıç dönemini gizlilik esaslarına göre oluşturmaya çalışan çevreler, ilk inzal olan surelerdeki bütünlüğe gerekli dikkati göstermemektedirler. Bu rivayetler çerçevesinde tedbirlilik ile kimliğin gizlenmesi birbirine karıştırılmamalıdır. Bu açıdan bakıldığında tedbirlilik, kimliğin gizlenmesi değil; ilgisiz, hafif ve fayda sağlamayan kişi ve çevrelerin muhatap alınmaması olarak algılanmalıdır.
Kalkıp uyarması ve Rabbini tekbir etmesi(Kalk uyar, Rabbini tekbir et. (Müddesir, 74/2-3)), kendisine inzal olan ayetleri tebliğ etmesi istenen(Oku, Rabb'in en büyük kerem sahibidir (Alak, 96/3); ...Sana bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara duyurasın (litubeyyine). (Nahl, 16/44); ..Bu (Kur'an) insanlara bir duyuru (beyyanun), muttakilere yol gösterme ve güzel ögüttür. (Al-jmran, 3/138)) Allah Rasulü mesajı ve kimliğini gizleyebilir miydi? İlk inzal olan ayetlerde belirtildiği gibi Rasul, insanlara şahitlik etmek üzere gönderilmişti. Kendisine inzal olan ayetlerin tebliği, ancak Rasulün tanıklığıyla anlamlı olabilirdi. Rasul, kendisini ve tebliğini gizleyerek nasıl bir şahitlik gerçekleştirebilirdi?
Başlangıç aşamasında kimliğin gizleneceğini, Kur'an ile doğrulatmaya çalışanlar da vardır. Bu konuda, bazı ayetler kendi bağlamı gözetilmeksizin delil olarak öne sürülmeye çalışılmaktadır. Örneğin "Müşriklere aldırış etmeksizin emrolunduğun şeyi açıkça söyle, ortak koşanlara aldırma." (Hicr,15/94) ayeti, açık tebliğ safhasına geçmenin; dolayısıyla daha önceki safhanın gizli olduğunun bir delili olarak ileri sürülmektedir. Oysa bu ayet, Rasulullah'a kendisiyle ve mesajıyla alay eden müşriklere karşı emrolunduğu şeyi gizlememesi ve egemen şirk iktidarının iznine bağlı olmaksızın tebliğini yerine getirmesiyle ilgili bir uyarıdır. Mekki sureler, daha ilk ayetlerden başlamak üzere, Rasul'e ve ilk mü'minlere karşı müşriklerin alay, iftira ve işkencelerinden bahsetmektedir. Kimliğini ve mesajını gizleyenler, niçin alay, tahfif, iftira, işkence gibi muamelelerle yüzyüze gelsinler ki?
İslami davetin ilk muhatapları, oluşturulan İslami yapıyı, kendine yeter bir güce ulaşıncaya kadar müşrik güçlerin tasallutundan korunmak için gizli tutabilirler. Elbette yapısal işleyiş ve ilişki ağı, ayrıca yapının karar mekanizması açıklığı değil, mahremiyeti gerekli kılar. Ancak bu gereklilik içe kapanıklık demek değildir. İslami bir yapı, mutlaka vahyi çağrıyı gündemleştirici ve İslami şahitliği yaygınlaştırıcı, dışa dönük tavırlar geliştirmelidir.
Hazırlık safhasının gizlilik içinde yürütülmesine delil olarak "örtünen" ve "bürünen" (Müzemmil,73/1; Müdessir,74/1) lafızlarını zorlama bir yaklaşımla öne sürenler de vardır. İlk inzal olan surelerden ikisinin başlangıç ifadesi olan "örtüsüne bürünen" ve "elbisesine bürünen" hitabı, risaletin başlangıcıyla ilgilidir. Konuyla ilgili rivayetlerin sosyal gerçekliklerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Risalet görevi ilk sürelerdeki "oku" ve "kalk ve uyar" lafizlanyla başlamıştır. Müslüman kimliğini taşıma iddiasındaki her kişi davet sorumluluğunu bu başlangıç lafzına göre taşıma ciddiyetini göstermelidir.
İslami mücadele, zulüm ve haksızlık karşısında uyan ve ikaz; müstezaf ve mahrumlar için de tevhid ve adaletin şahitliğini gerçekleştirme çabalan ile yükselebilir. Gizlilik nass'la belirlenen bir ilke değil, mücadele seyri içinde başvurulabilecek taktik bir durumdur. Kıyam eden Ashab-ı Kehfin zalim kavimlerinden ayrılarak mağaraya sığınmak zorunda kalışları (Kehf,18/14-119) , tevhidi mücadelenin taktik ve geri çekiliş safhasına zorlandığını ifade eden bir örnektir. Çevre şartlan, başlangıç veya hazırlık döneminde de benzer zorluklar oluşturabilir. Ancak gizlilik, tabii değil, arizi bir durumdur.
Güvenlik kasdıyla oluşturulan gizlilik tavrının, kendi özelliğinden kaynaklanan olumsuzluklar da vardır. Gizlilik, çoğu zaman görüldüğü gibi sosyal realiteden kopuk, atıl bir durum oluşturabileceği gibi; gizlilikle sağlanan, sınanmamış, saf ve aldatıcı bir kendine güven duygusunun gelişmesine de yol açar.
Gizlilik özel ve istisnai şartlar ve istişari denetime tâbi haller dışında kadroların İslami kimlik ve şahitlikleri ile değil; cemaatin tüzel kişiliği ile ilgili özel durumlar ve karar süreçleriyle alâkalı bir konu olarak görülmelidir.