c) Merhalecilik:

Vahye tanıklığı gerçekleştirecek bir sosyal yapıyı oluşturmanın ve zalimlerin düzenlerim tasfiye etmenin yolu, Kur'an'la irtibatımızın zindeliğine bağlıdır. Bu konudaki çabalanınız ve içinde olduğumuz hal ile ayetler arasında irtibat kurma zorunluluğu, karşımıza merhale sorununu çıkarmaktadır.

Kur'an'da metodla ilgili Mekki ve Medeni ayetler, farklı vurgu ve hükümler taşırlar. Muhatap güçler karşısında sabır (Müzemmil,73/10), yumuşak söz söyleme (Taha,20/44), güzel öğüt ve güzel tartışma Nahl,16/125), sataşmalara aldırış etmeme'' (Araf,7/199) sa­vunma ve dayanışma (Şura,42/39), hicret (Nahl,16/41), kuvvet hazırlama (Enfal,8/60), savaş izni (Hac,22/39), saldıranlara karşılık verme Bakara,2/190), fitne kalmayıncaya kadar savaş (Enfal,8/39) gibi hükümler, Rasulullah'ın uygulamalarıyla somutlaşan İslami mücadele süreci­in merhalelerini yansıtmaktadır. Rasulullah'ın safha safha takip ettiği vahyi yol, tevhid ve adaleti ikame etme amacına, nasıl bir süreç takip edilerek gidileceğini göstermektedir. Oluşum, kitleleşme ve hükmetme safhaları, İslami mücadele sürecinin üç temel aşamasıdır. Merhaleci yaklaşım açısından Mekki ve Medeni ayetler ayırımı, öncelikle Kur'an'ın tümüne muhatap olan müslümanlar için akide konulan ve şer'i hudutlarla alakalı bir tasnif olarak algılanmamalıdır.

Kur'an'daki helal ve haram hudutları hepimizi bağlamaktadır. İhtiyacımız içinde olan alanda bu hudutlara uymak zorundayız. Uymadıklarımız ise ancak baskı ve zulüm karşısında güç yetiremediklerimiz olabilir. Zaten bu engelin kaldırılması İslami mücadelenin amacını oluşturmaktadır. Ve unutulmamalıdır ki, Rabbimiz bize gücümüzden fazlasını yüklememiştir (Allah kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemez... (Bakara, 2/286)). Bununla birlikte kendimizi ümmet olarak yeniden oluşturma safhamıza Mekki ayetler daha fazla tekabül etmektedir. Konumumuz ile mukayese ettiğimizde, Mekke dönemi yaşanmış, bitmiş bir kesit değil, yaşanmakta olan bir kesittir. Bunun için kendi halimiz ile mukayesede, Rasulullah ve ashabın pratiğinin, Kur'an ışığında doğru tahlillerine ihtiyacımız vardır.

Tamamlanmış olan dinin (...Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'a razı oldum... (Maide, 5/3)) tüm bilgisine sahibiz ve kazandığımız değerleri de korumakla mükellefiz. Yitirdiğimiz ümmet yapısını yeniden kurma mücadelesinde, içinde bulunduğumuz safhayı gözetmemiz, varolan değerlerimizi korumak için gerektiğinde fiili direniş görevimizi ((İnananlar) bir zulüm ve saldırıya uğradıkları zaman, birlik olup karşı dururlar. (Şura, 42/39)) tehir edeceğimiz anlamına gelmemelidir. Çünkü gerektiğinde direnmezsek, var olan değerlerimizi koruyamayacağımız gibi, ıslah etmeye çalışacağımız sosyal yapının tamamen sömürgeleşip çözülmesine de göz yummuş oluruz. Bu açıdan Mekke'yi, Medine'de; Medine'yi, Mekke'de yaşamak durumundayız. Ancak Mekkeleri yaşayamayan ve bağımsız kimliğini kazanamayanların, Medineleri kurmaları mümkün değildir. Mekke; iman, arınma ve dayanışmanın doruk noktasıdır. Bu doruk noktasına ulaşılmadan, adanmış ve yaşarken şehitliği üstlenmiş bir oluşumu sürekli kılmak mümkün olamaz. İkiyüz kişilik düşmana karşı yirmi kişinin yeterli gösterilmesi ( ...Eğer sizden sabreden yirmi kişi olsa, iki yüz kişiyi (kafiri) yenerler... (En-fal,8/65)), bu iman intifadasının bir ifadesidir.

Merhalecilik konusunda dikkat edilecek bir diğer husus da şudur: Açık ve net tavır, düşmanla ayrışma ve cahili ekonomik, sosyal, siyasi, hukuki statüye karşı oluşturulan tavırlar bütünü, Medine dönemine veya Mekke döneminin sonlarına ait bir mücadele seyri olarak algılanmamalıdır. Zira gerek cahili ekonomik, siyasi ve hukuki yapıya; gerek cahili kabullere karşı açık ve net tavır, ilk inzal olan ayetlerden itibaren hep vardır. Ancak karşı çıkışın biçimi, yaşanılan merhaleye göre değişmiştir. Ve ilk müslümanlar, İslam'ı yüklendiklerinde; yani daha işin başında işkence, hapis, hicret, savaş ve şehadet gibi sınamalardan geçirileceklerinin bilincindeydiler. Bu bilinç, zorluklar ve mağlubiyetler karşısında sarsılmayan ve yılmayan di­namik bir irade sağlıyordu. Ve bu dinamizm, gerektiğinde tek başına kalınsa dahi, "ibrahim gibi bir ümmet" olunduğu bilinciyle davranma kararlılığını gerekli kılmalıdır. Önceki resullerin sünneti, bu kararlılığın örnekleriyle doludur.