d) Kadrolaşma ve Kitleleşme

İslami hareket sorumluluğunu yüklenecek kişiler, Öncelikle İslami şahitliği üstlenecek ve ciddi bir oluşumu gerçekleştirecek düzeyde, vahyi ölçülere ve şahsi-; yete sahip olmalıdırlar.

Kur'an, müminlere sürekli olarak "biz" bilincini aşılar. İyiliği emredip kötülükten nehyetmek eylemi, bireysel bir güçle halledilemeyeceği gibi, yığınların plansız-programsız bir araya gelmeleriyle de gerçekleştirilemez. Biz olma eylemi, öncelikle, insanları uyaracak, hakkın ve adaletin şahidi olacak ve hakka yöneltip-iletecek bir topluluğun (Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir ümmet bulunur. (A'raf7/181))  varlığı ile gerçekleşebilir.

Kitleler için örneklik oluşturacak böyle bir topluluğun bilinç, şahsiyet ve ehliyet açısından ciddi bir zindelik içinde olması gerekir. Tembel, korkak, disiplinsiz, güven vermeyen, geveze, bencil kişileri böyle bir oluşuma dahil etmemek, kısaca iradi ve ahlaki zaaflardan uzak fertleri öncelemek, seçkincilik olarak değil; ihtiyatı, ilke ve adaleti gözeten bir gereklilik olarak görülmelidir.

Tevhidi tebliğ görevi, ancak kitlelerde etki uyandırabilecek şahsiyet, bilgi ve ehliyete sahip elemanlarla bünyesini oluşturan, kendine yeterli bir yapı ile yerine getirilebilir. Böyle bir oluşum, aynı zamanda yeniden ihya edilecek olan ümmet yapısının nüvesini oluşturur. Kur'an temelli böyle bir yapı ile İslam'ı gereği gibi tebliğ ve temsil etme imkanı olabilir. Toplumsal değişim yasasına uygun olan tarz da budur. Bu oluşumu yapı, nüve, kadro, örgüt, cemaat, öncü gibi ifadelerden hangisi ile tanımladığımız değil; yaptığımız tanımın mahiyeti önemlidir. Zaten Rabbimizin işaret ettiği böyle bir oluşumu gerçekleştirme çabası içinde olmayan bir tebliğ biçimi (...Böylece sizi vasat bir ümmet yaptık ki, insanlara şahitler olasınız; Rasul de size şahit olsun... (Bakara,2/143)), karşılığı olmayan sözlerden ibaret kalır (Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylersiniz? (Saf,61/2)).

Kitlesel değişimin gerekliliği olarak kadroyu öncelemek, toplumsal değişim yasasının bir zorunluluğudur. Kadrolar, mesajın kitlelere iletilmesinde ve kitleleri egemen otoriteye karşı mücadeleye sevk etmede lokomotif görevi görürler. Kitleler ne kendiliğinden bir kimlik değişimini gerçekleştirebilirler, ne de örgütlenerek planlı bir mücadeleyi yürütebilirler. Kitlelerin bu açıdan uyarılmaya ve yönlendirilmeye ihtiyâçları vardır. Dolayısıyla kadrolar, kitlelerin içinde olmalı, kitleyle ilişkilerine ve kitlenin sorunlarına önem vermelidir. Kitleleri gereğince uyarmak düzensiz, bireysel ve sınırlı bir faaliyeti değil; ilkeli ve sürekliliği olan örgütsel bir çabayı gerekli kılar. Rasullerin ve ashabın sünneti, bunun en büyük delilidir.

Kitlesel faaliyet gösterme görevi, bu faaliyeti gösterecek oluşumun varlığı şartına bağlıdır. Ancak düşünsel ve yapısal sorunlarım Kur'an bütünlüğünde çözümleyememiş, vahyin şahitliğini üstlenmek konusunda yeterlilik düzeyine ulaşamamış yapıların, kitleleşme hedefleri, İslam ümmetini yeniden ihya edecek bir sahihliği taşıyamaz. Yakın çevremizde olduğu kadar, İslam coğrafyasının bir çok bölgesinde de kendisini oluş­turamadan kitleleri oluşturmaya çalışan bir çok çabanın, programsız ve altyapısız emeklerinin "hayır ve hasenat" anlayışından öteye geçip, bir "devrim sürecine" taşınamadığı görülmektedir.

Kadrolaşma faaliyeti kitleden veya halktan kopukluk anlamına gelmemelidir. Kadrolaşma, içinde yaşanan toplumun reel şartları gözetilerek gerçekleştirilmelidir. Bunun için de, İslami mücadeleyi üstlenecek oluşumun hazırlık safhasını, realiteden kopmadan ve dışa dönük bir eylemlilik içinde gerçekleştirmesi gerekir. Bu safhada, içinde yaşanılan topluma ve egemen güçlere karşı ilgisiz ve tavırsız kalınamaz. Ancak olu­şum safhasında, kitlenin sorunlarıyla ilgilenmemiz, bu sorunları çözmekten çok, sorunların kaynağım göstererek kitlelerin gündemini küfür güçlerine karşı belirlemek, egemen güçlerin zulüm ve haksızlıklarını deşifre etmek ve kitlelere sorumluluklarım hatırlatmak şeklinde algılanmalıdır. Kitlelerin sorunlarını çözme iddiamız, kitleleşme sürecimiz ve gücümüzle parelel olarak düşünülecek bir yükümlülüktür. "Kur'an nesli" diyebileceğimiz bir oluşumun gerçekleşemediği coğrafyalarda, mesaimiz öncelikli olarak bu oluşumun tesisi için harcanmalıdır.

Bugün için yakın veya uzak bölgelerdeki İslami hareketlerin, düşünsel ve yapısal yeterliliklerinin değerlendirilmesinde örneklik oluşturacak Kur'an merkezli, yeterli bir yapılanma ihtiyacı büyük bir ihtiyaç olarak kendini hissettirmektedir. Bulunduğumuz an ve mekanlarda ümmet vahdetini oluşturma söyleminden de önce, kısmi doğrular taşıyan oluşumları, ilkesel bütünlüklere yöneltecek ve ümmet nüvesini kuracak pratik çabalara Öncelikli olarak ihtiyaç vardır.