e) Tebliğ

Davet bir sorumluluktur. İslam'ı seçip salih amellerde bulunmak isteyenlerin en önemli görevleri, insanları tevhide inanmaya ve yaşamaya çağırmalarıdır. Tevhid inancına davet, Kur'an'ın inzaliyle başlamıştır. İndirilen ayetleri okuma emri (ikra) (Alak,96/3) İslami tebliğin gerekliliğini de gösterir. İslami tebliğ, öncelikle Kur'ani mesajı insanların gündemine sokmalı ve insanları vahyi hitapla karşı karşıya getirmelidir.

Ancak tebliğ, sözü aktarıp gitmek değildir. Tebliğ, aktarılacak olan mesajın yaşanılmasını da gerekli kılar. Dergide, gazetede, radyoda, ekranda veya belli mekanlarda sözlü ve yazılı tebliğ yapmak, İslam'a davet için gerekli fonksiyonların yerine getirildiği anlamına gelmez. Sözü ya da yazısı ile ameli uyum içinde olmayan kişilerin, daveti gereğince yerine getirdiklerinden söz edemeyiz. İslami tebliğ, ancak tevhid ve adaletin şahitliğini üstlenen bir mücadele sıcaklığı içinde yerine getirilecek bir eylemdir. O ne sadece zihinsel çalışmaların söz ve yazı aracılığıyla bir aktarımı, ne de İslami kimliğim Kur'an bütünlüğü içinde oluşturamamış; ya da zulüm ve şirke karşı tavır almaktan çekinen pasif veya münzevi bir yaşam tarzının örneklendirilmesidir. Tebliğ, mücadele süreci içinde çile, sabır, eylem, söz, yazı, ter ve gerektiğinde kan ile üstlenilecek bir şehadet olayıdır.

Tebliğ sürecinde tartışılan konulardan birisi de şiddet olgusudur. Egemenlere karşı çıkış ve egemenlerin iktidarlarını koruma gayreti, karşılıklı olarak güç kullanımını gerekli kılabilir. Bu durumda ortaya çıkacak sonuç, şiddettir. Günümüzde ideolojik amaçlarla kullanılan ve izafi bir kavram olan şiddetin, bizce meşruiyetinin ne olduğu önemlidir. İnsanı şiddete sevk eden sebep nedir? Beşeri saiklere dayalı bir tahakküm, intikam alma, gasp veya büyüklenme arzusu mu şiddeti doğurmaktadır; yoksa tevhid ve adaleti ikame etme hedefi doğrultusunda zalimlere cevap verme gereği mi? Anarşi, gasp, tekebbür, baskı gibi tavırları da çağ­rıştıran ve egemenlerce propaganda ve karalama aracı olarak kullanılan şiddet ifadesi yerine, İslami hedefler ve gerekçeler doğrultusunda müslümanlarca ortaya konulan eylemlerle ilgili olarak "kıtal" terimini kullanmak daha doğrudur. Şahitlik görevimizle irtibatlı temel bir yükümlülük olan ve İslam'ı yaşamlaştırma mücadelesinin genel adı olan cihad  kıtal kavramını kapsar ve kıtal, cihad (Allah uğrunda, O'na yaraşır biçimde cihad edin...(Hac 22/78) görevinin önemli bir merhalesini oluşturur.

İslami mücadelenin ilk safhasında bulunanlar veya konumlarını kıtal öncesi bir merhaleyle açıklayanlar; fiili direniş şartlarıyla veya kıtal zorunluluğu ile karşı karşıya kalan diğer İslami çalışmaların eylemlerini eleştirmekten ziyade anlamaya ve haklılığı oranında sahiplenmeye çalışmalıdırlar. Mü'minlerin zulüm ve saldırılar karşısındaki dayanışma görevlerinin evren­selliği hiç bir zaman unutulmamalı ve müslümanlar hafife alınmayacak bir tutum içinde olmalıdırlar. Ayrıca mücadelenin önünü tıkayan bazı engellerin aşılması konusunda gerekli tedbirlilik hali zinde tutulmalıdır. Bu konuda yapılacak eleştiri, güç kullanımına değil, onun vahyi ilkelere aykırı kullanılmasına veya merhale gözetmeyen ölçüsüzlüğüne yönelik olmalıdır.