Her müslüman, İslam ümmetinin bir parçasıdır. Parça-bütün ilişkisi, iç bünyede dayanışmayı, dış tehditlere karşı ise mukavemeti gerekli kılar. Ancak İslam ümmetinin ortak bilinci, tarihi süreç içinde yitirilen tevhidi değerlerle birlikte çözülmüştür. Saltanatçı rejimlerden sonraki sömürgeleşme döneminde ise, Batı emperyalizmi, İslam ümmetinin şekilsel varlığını da parçalamış, tek bir ümmet yapısını bir çok toplum yapılarına bölmüştür. İslami yığınlar, İslam coğrafyasındaki işbirlikçi devletler ve yapay ulusal sınırlarla belirlenen yeni ulus-toplumlara ayrılmıştır. Sınır, vatandaşlık ve pasaport engellerinin daha da ötesinde, oluşturulan ulusal kimlikler, müslümanların birbirleriyle doğrudan temaslarını engelleyen modern bir sorun olarak İslami mücadele sürecinin önüne dikilmiştir.
Bu problemler karşısında İslami uyanışın iki önemli alanı vardır:
Birinci alan, evrensel olandır. Yitirilen tevhidi bilinci yeniden kazanıp, İslam ümmetini ihya etmek konusundaki evrensel kazanımlarımıza sahip çıkmamız gerekmektedir. Düşmanın, müslüman halkları birbirine düşürmesi, aralarına nifak tohumlan saçması veya irtibatlarını koparması karşısında, uyanık ve sorumlu davranılmalıdır. Müslümanların diğer coğrafyalarda da kazandığı başarılar, ümmet olma bilinciyle sahiplenilmeli ve aramızdaki uluslararası statünün yığdığı engeller aşılmaya çalışılmalıdır. Daha nüve halinde iken bile çevrelerindeki gelişmeleri ilgi alanına dahil eden risalet örnekliği (Rumlar yenildi, en yakın bir yerde. Onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. (Rum 30/2-3)), değişik coğrafyalardaki müslümanların birbirlerinin sorunlarını ve imkanlarını takip edip dayanışmalarını geliştirmeleri konusunda ufkumuzu genişletmelidir. Bir çok ortak doğruyu paylaşan İslami hareketler, tevhidi bilinçlenmenin tel örgülerle sınırlandırılamayacağım ispatlamışlardır. Sıra, diğer yapay ve dayatmacı engellerin aşılmasındadır.
İkinci alan, bölgesel olandır. Evrensel İslami uyanışın pratik alandaki başarısı, ancak toplumlara bölünmüş olan yığınların, hapsolduklan coğrafya içinde İslami kimliklerini ve bağımsızlıklarını kazanmalarıyla sağlanabilir. Parçalan oluşturan ümmet nüvelerinin bağımsızlık yolunda, birbirlerine destek vermeleri kaçınılmazdır. Uluslararası küfür güçlerinin global gücünün kırılıp kuvvetlerinin dağıtılması, ancak bir çok farklı coğrafi bölgede başarıya yürüyen İslami hareketlerin dayanışması ve direnişte koordinasyon içine girebilmeleri ile mümkündür. Bölgesel alanlarda kazanılacak İslami kimlikler ve ulaşılacak bağımsızlıklar, uluslararası statükonun saldırılarına karşı ortak bir set oluşturabilmelidir.
Evrensel düşünme, uzun vadeli bir stratejiye sahip olmayı gerekli kılar. Ümmetin ayrıştırılan parçalarını -içinde yaşanılan toplumları-, köklü bir değişime uğratmadan ve tebası konumuna düşürüldüğümüz işbirlikçi düzenleri sarsmadan, Batı emperyalizminin oluşturduğu engelleri aşamayız. O halde evrensel İslami mücadelenin kazanımlarını gözetmekle beraber, gücümüzü yakan çevre üzerine teksif etmeliyiz. Uyarma görevine yakın çevreden başlamalı (En yakın olanı uyar (Şuara,26/214), mücadele hedefi olarak da öncelikle ulaşılması zor olan muhataplara değil, yakın olanlara karşı şahitliğimizi gösterme cehdi içinde olmalıyız. Zaten yakın olanı kazanmamız, pratik bir zorunluluktur.
Dünya iletişim ve ulaşım açısından çok küçülmüştür. Ekonomik ilişkiler de ulusal sınırlan anlamsızlaştırmaya başlamıştır. Bu süreçte bölgesel kazanımların, küresel anlamda olumlu etkiler oluşturması da kaçınılmazdır. Artık İran'daki devrim İslami hareketlerin kimliklerinin olgunlaşmasında önemli bir katkı sağlarken; Türkiye'de yapılan siyonizm karşıtı bir cuma eylemi de Filistin ve Lübnanlı müslümanların direnişlerine önemli bir coşku katabilmektedir. O halde içinde bulunduğumuz toplumun ve bizi kuşatan sistemin gerçeğini kavrayan bir öncelikle, İslami mücadeleyi bulunduğumuz bölgede yükseltmenin gereklerini yerine getirmeliyiz.