h) Sistem İçi İlişkiler

Eski Yunan site devlet yapılan veya çağdaş ulus-devlet yapılan çevresinde yürütülen teorik tartışmalarda, en göze çarpan öğeler, halk ve iktidar unsurlarıdır. Devlet, belli coğrafi sınırlar içindeki insan topluluklarını sevk ve idare eden ve egemen otoriteye sahip olan yapıdır. Devletin en belirleyici vasfı, dayandığı ideoloji ve sahip olduğu otoritedir. Devlet mi insanları yığın olmaktan çıkartıp toplumsallaştırmaktadır; yoksa yığın halindeki insanlar aralarında oluşturdukları ilişkiler ile gerçekleştirdikleri sözleşme neticesinde mi sosyal yapıyı ve yönetim aygıtı olan devleti oluşturmuştur? Bu soru farklı açılardan cevaplandırılabilir. Bizi asıl ilgilendirmesi gereken bu tartışmadan ziyade, toplumun hangi dini/ideolojik ilkeler etrafında örgütlendiğidir

Toplumsal iktidarı bir monarkın mı, yoksa bir azınlığın mı (oligarşi) veya Roma İmparatorluğu'nda olduğu gibi toplumun belli kesimleri arasında oluşan gücün mü oluşturduğu ve toplumu hangi ideoloji ile örgütlediği sorusu karşımıza sistem sorununu çıkart­maktadır. Sistemler, devlet ve toplum yapısının işleyi­şini sağlayan mekanizmalardır. Devlet ve toplum yapı­sı İslami değilse, bu yapının işleyişini sağlayan sis­tem de ;veya kurumlar da İslami olmayacaktır. Oysa müslümanlar, kulluk sınavını kazanabilmek için birey-toplum-Allah ilişkilerini vahye göre belirlemek ve içinde yaşadıkları toplumsal âlânı İslamileştirmek zorundadırlar.

Gayri İslami sistemlerden kopmak ve sistemi red­detmek öncelikle ilkesel bir zorunluluktur. Müslüman olarak bizler, bize hakim olan cahili sistemlerin tüm değerlerinden öncelikle zihinsel olarak hicret etmek ve bağımsız müslüman kimliğimizi oluşturmak durumundayız. Ancak bu zihinsel arınmışlığımız, eylem safha­sına geçtiğinde, bizim henüz o cahili sistemin içinde yaşadığımız gerçeğini ortadan kaldırmaz. Bu gerçek, cahili toplumu tevhidi topluma dönüştürme sürecinde yaşanarak aşılması gereken bir arızadır. Cahili toplu­mun değer yargılarından kopmamız, cahili toplum içinde yaşamamamız ve bu toplumla ilişkilerimizi don­durmamız anlamına gelmez.

Cahili sistem içinde yaşayan, müslüman kimliğine sahip bir kişi, öncelikle örgütlü ve kurumsal cahiliyeye karşı bireysel bir tutum içinde olamayacağının bilinci­ne varmalıdır. İlk inzal olan sureler okunduğunda, ca­hili sistem içindeki ekonomik, sosyal, hukuki vd. ilişki­lerimizin seyrinin ne olacağı ve bu sistemden kopma sürecinin nasıl bir sünnet takip edeceği ile ilgili somut örneklerle karşı karşıya geliriz.

Müslümanların, İslam'ın iktidar olduğu bağımsız bir sosyal yapı oluşturuncaya kadar cahili devlet ve toplum yapısı içinde yaşamaları ve temel ihtiyaçlarını bu çevrede karşılamaları bir zorunluluktur. Bununla birlikte ihtiyaç karşılamak amacıyla çalışmakla, cahili yapının ideolojik temsilciliğini üstlenmenin aynı şeyler olmadığı bilinmelidir. Birinci durumda, zaruret söz ko­nusu iken; ikinci durumda, tercih söz konusudur. Ve sistem içindeki idari, ekonomik, siyasi veya sosyal iliş­kilerimizde neyin zorunlu ihtiyaç olduğu, neyin olma­dığı da; ancak vahyi ilkeleri esas alıp tuğyan ile uzlaş­mayan istişari birlikteliklerde belirlenmelidir.

Bizi kuşatan cahili sistemler içinde nerede bulunabileceğimizi, nerede bulunamayacağımızı İslami kimli­ğimiz veya İslami mücadele hattı belirlemelidir. Sis­tem içinde hangi araç kullanılırsa kullanılsın, taviz ve­rilemeyecek olan, kimliğimizin netliği ve ilkelerimizdir. Dernek, gazete, şirket, cami vb. hangi aracı kulla­nırsak kullanalım, cahili sistem ve egemen iktidara muhalif kimliğimizi vurgulamalıyız. Daha da önemlisi, bu araçları sisteme karşı, İslami mücadelenin araçları­na dönüştürebilmeliyiz. Ya kimliğimizi gizleyerek ilke­lerden kopacak ve bilincimizi yitireceğiz; ya da kimliği­mizi, sistemle ve dayatan kimliklerle ayrıştıracak ve kendimiz olacağız.