Öncelikle İslami kimliğini berraklaştırmış ve tevhidi şahitliği üstlenmiş bir kişiliğe sahip olunmalıdır. Yine aynı bilinç ve eylem tutarlılığına sahip olan bir Kur'an toplumu haline nasıl gelebileceğimizi planlamamız gerekmektedir. Böyle bir Kur'an nüvesi; filizi yeşermiş, güçlenmiş, sonra da gövdesi üzerinde doğrulup boy atmış, ama hep toprakla bağlantısı devam eden "ekin" meselinde (...(Onların) vasıfları da şöyle bir ekin gibidir ki, filizini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştı, derken gövdesinin üstüne dikildi, ekincilerin hoşuna gider... (Fetih, 48/29)) olduğu gibi; sosyal realitenin içinde ve sürekliliği olan çabalarla oluşacaktır. Sağlıklı ekinin sağlıklı tohumdan çıkacağı gibi, sağlıklı bir sosyal oluşumun varlığı da doğru düşünce ve doğru yönteme dayanan İslami mücadele ile var olacaktır.
İslami oluşumun varlığı, İslami mücadelenin hazırlık safhası ile ilgilidir ve bu safha ile ilgili öncelikli konular bölümünde ifade ettiğimiz bakış açısına ve pratik yükümlülüklerimize dikkat edilmelidir. Konuya, "yakın olanları uyarma" görevi nedeniyle Türkiye gerçeğinden baktığımızda, Türkiyeli müslümanların henüz yeterli ve kendini hissettirebilir bir İslami kimlik oluşturamadığını veya Kur'an'ın yüklediği birlikte yaşama sorumluluğunu gerçekleştirmek konusunda işin başında olduğumuzu söyleyebiliriz. Benzer konumların pratiğinden kalkacak olursak, İslami bir yapı ve tavır içinde olmak için başlangıç itibariyle ne yapacağımızı dört başlık altında netleştirebiliriz: İslami kimliği temsil etme yeterliliğine ulaştıracak bir iç eğitim; duyarlı ve sorumluluk sahibi elemanların davaya kazanımı; İslami çalışmalar arasında fikri ve fiili diyalogların yaygınlaştırılması; vahyi mesajı gündemleştirebilmek.