İslami birliktelik, öncelikle İslami kimlik sorununu çözmüş olmayı gerektirir. İslami kimlik meselesini yeterince halledememiş beraberliklerin varlığı; yüzeysel, duygusal, kendiliğindenci ve "çoğu zaman da ilkesiz tavırlara dayanır. Hakikatin şahitliğini yapacak lokomotif konumundaki bir yapı, vahyi bilgi ve sahih ilkeler temelinde yükselebilir. Fakat mevcut İslami oluşumlar, taşıdıkları İslami duyarlılık ve direniş ruhunun ötesinde, düşünsel ve yapısal sorunlarını, genellikle Kur'an'ı merkeze alarak çözebilmiş, elemanlarını ilkesel bir katılıma sevk edebilmiş değillerdir.
İslami oluşumlar veya yapılar öncelikle şu konular ve sorunlarla ilgili olarak Kur'an merkezli cevaplar ve çözümler üretmelidir: Kur'an'dan nasıl yararlanacağız, Kur'an bize nasıl bir hedef gösteriyor, itikadi konulara nasıl yaklaşacağız, Hz. Muhammed'in konumunu nasıl kavrayacağız, yaşadığımız toplumu ve egemen sistemi nasıl değerlendireceğiz, kendi koşullarımıza tekabül e-den bir mücadele yöntemini nasıl belirleyeceğiz ve birlikteliğimiz hangi esaslara dayanacaktır? Ayrıca İslami mücadele kadrolarının birlikteliğin iç işleyişiyle, yaşadığımız toplumda ailevi, sosyal, ekonomik vd. ilişkilerimizle, sistem karşısındaki fiili sorunlarla ilgili "ilmihal" fonksiyonuna sahip vahyi ölçüleri temel edinmiş prensiplere ihtiyaçları vardır. Kadrolar, karşılaştıkları sorunlarla Kur'an arasında bağ kurarak, problemleri çözümleyebilecek bir yeterlilikle yetişmelidirler. Ve unutulmamalıdır ki, İslami eğitim, soyut ve hayattan kopuk bir çaba değil, mücadele içinde devam edecek olan sürekli bir faaliyettir.
Mücadele içerisinde rol üstlenmiş olan insanla?, hem topluma egemen olan göreneksel işleyişin, hem de siyasal sistemin dışlayıcı veya çözücü tepkileri ile karşılaşacaklardır. Bu tepkilere" karşı direnebilmek ise, güçlü ve hayatımızı olabildiğince kuşatan bir nefis terbiyesini ve dayanışmayı gerekli kılmaktadır. Ancak bu terbiye ve dayanışma, Rabbimizin "kirlilik" olarak işaret ettiği şeylerden hicret edebilmemizi sağlayabilir (Kirlilikten hicret et. (Müddessir,74/5). Muvahhid insanlar olarak hayatın dışında olmayı ifade eden mistik ve münzevi bir hayatı seçemeyeceğimize göre, bu hayat alanında var olarak, ama ıslahatı görev belleyen bir çizgiyi diri tutmamız gerekmektedir. Bu eylemliliği ve diriliği hayatımızın her alanına hâkim kılmak için hem gece namazı veya çalışmaları gibi "enfusi" olarak zenginleştirici ibadetler ve toplumsal alandaki şahitliklerle nefis terbiyemizi ikâme etmek, hem de kurumsallaşmış tağuti işleyişe karşı bir iç dayanışma bilinci oluşturmak durumundayız. Birbirimizi ziyaret etmek, aile ilişkilerimizi güçlendirmek ve ekonomik olarak birbirimizi desteklemek gibi kendimizle hemhal olucu bir dayanışma, bireyci bir kimlikle insanları yozlaştıran ve güçsüzleştiren modern şirkin işleyişine karşı bizleri güçlendirecektir. Topyekün bir kurtuluş için, sürekliliği olan bu tür dayanışmalarla mevzi açılımlar sağlamak ve her mevzi kazanımı diğerleri ile bütünleştiren kurumsal bir kimliğin şahitliğini ikâme etmek, ertelenemez sorumluluklarımız olarak algılanmalıdır.