Şahitlik, bilinene ve gözlemlenene tanıklık etmektir. İslam'ın tanıklığı ise örnek olunarak yapılır. Resulullah, bizler için Kur'an bilgisinin öncü şahididir. O, aldığı vahyî bilgiyi çevresine aktarmış ve aktardığı bilgiyle amel etmiştir. Rabbimiz Müslümanlardan, insanlara şahitlik etmek için "...Vasat bir ümmet..." (Bakara, 2/143) olmalarını istemektedir. Zaten Rabbimiz inananlara "Müslüman" adını "İnsanlara şahit olmaları için" vermiş ve "Allah adına gerektiği gibi cihad edilmesini" (Hacc,22/78) istemiştir. Kendi davasına yardımcı olunmasını isteyen Allah, vahye iman edenlerin inançlarındaki samimiyeti şahitlik şartına bağlamıştır. "...Biz günleri insanlar arasında döndürür dururuz. Bu, Allah'ın iman edenleri ortaya çıkarması ve sizden şahitler edinmesi içindir..." (Al-i İmran,3/140)
Şahitlik İslam'a inanmanın zorunlu şartıdır. "Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun..." (Maide,5/8), Rabbimizin Müslümanlardan hakkı ve adaleti ikame etmek için istediği şahitlik görevi; bilgi, inanç ve eylem bütünlüğünü gerekli kılmaktadır. Ama tarihi süreç içinde İslam ümmeti bu bütünlüğü kaybetmiştir. Tarihi süreç içinde tevhidi bilincin, halk arasında ve yönetimde zayıflaması ve yitirilmesinin nedeni; bilgi, inanç ve eylem bütünlüğünün parçalanmasıyla doğrudan alakalıdır. Unutulmamalıdır ki hiç bir basan, bilgi, emek ve inanç faktörü hesaba katılmadan dış nedenlere bağlanamayacağı gibi; hiç bir mağlubiyet de sadece dış faktörlerle izah edilemez. Başarının sünnetini gösteren Rabbimiz, mağlubiyet ve çözülmenin de bir yasaya bağlı olduğunu bildirmektedir. () ...Allah, bir topluma ihsan ettiği nimeti, o toplum nefsindekini değiştirinceye kadar, değiştirici değildir...(Enfal, 6/53))