Netlik ve Tutarlılık

İslam düşmanlarının ve münafıkların başarısıyla sonuçlanan mağlubiyetler karşısında, İslami duyarlı­lıkla yükseltilen mücadeleler, onurlu direnişlerdir. Ama fikri ve siyasi çizgisini, hedeflerini ve yöntemini Kur'an bütünlüğü içinde netleştirmemiş bir direniş, tüm İslamilik iddiasına rağmen önemli zaaf ve eksik­likler taşır. Bu bağlamda bir durum değerlendirmesi yaptığımızda, Türkiye'de ve İslam coğrafyasının bir çok yöresinde zalim iktidarlara, emperyalizmin fikri ve zihni saldırılarına karşı fedakarca mücadele veren İslami hareketlerin düşünsel, yapısal ve metodik sorun­larının çözümünde, tarihin ve modern kültürün muharref değerlerinden yeterince arınmış bir zihinle Kur'ani bilgiyi merkeze aldıklarını söyleyemeyiz.

Sorunu, fikri yetersizliğin giderilmesinde gören ve­ya Kur'ani bilgiyi öncelediği için Kur'an çalışmalarına yönelen çabaların bir çoğu ise, şahitlik ve fiili mücade­le görevini erteleyen veya siyasi tavırdan kopuk bir tu­tum içindedirler. Böyle olunca da egemen sistemin da­yattığı fiili durum ve cahili kültür karşısında boşlukta bırakılan mücadele sahasının, gittikçe uzlaşmacı ve teslimiyetçi tavır ve projelerle kirletilmesine ve haya­tın bütün alanlarını bilfiil kuşatan cihad ruhundan uzaklaşılmasına fırsat verilmektedir.

Bilgisiz bir eylemin ilkelerden çok, duygulara daya­nan yüzeysel bir kalkış olduğu doğrudur. Ancak diğer taraftan amelsiz bir bilginin de hamallık olduğunu (Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir... (Cuma,62/5))

 ve amelsiz söylemlerin kınandığım (Ey iman edenler niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? (Saf, 61/2))  Kur'an bilgisine sa­hip olanlar çok iyi bilmektedir.

Sahih bilgiye dayanmayan eylem, körlükten kurtu­lamaz. Ancak Kur'ani bilgiyi düşünce düzeyinde tutan ve amelleştirmeyen tavır ise, İslami yaşam açısından sahih bir inanç ve sahih bir tutum sayılamaz. Gerek zihni ve gerekse fiili zulme, haksızlığa, şirke karşı çık­manın ve hakkın şahitliğim gerçekleştirmenin bilgisi­ni, Kur'an'dan öğrenen kişiye düşen görev, artık hida­yet rehberinden nasıl yararlanılacağının metodolojik tartışmalarının içine kilitlenip oyalanmak değil; yaka­ladığı aydınlığın şahitliğini yapmaktır. Bu konuda dini anlama problemi ile uzmanlık gerektiren bazı detay konulann araştırılması birbirine karıştırılmamalıdır. Aydınlığın yolu kolaylaştırılmış ve anlaşılır kılınmış­tır. Ancak aydınlığa ulaşmak zahmetsiz değildir. Emeksiz kazanç, emeksiz mutluluk olmaz. "Hakkı söy­lemekte olan kitap" yükleneceğimiz şahitlik görevinin, "güç yetiremeyeceğimiz" (Müminun, 23/62) bir yük olmadığını bildir­mektedir.

Kitabın kolaylaştırılmış mesajını kavradığımızda, yaratılış amacımıza uygun davranacağımızın bilinciyle "kelime-i şehadet" getiririz. Kelime-i şehadet ile "Al­lah'tan başka ilah yok" hükmüne tanıklık etmek için söz veririz. O halde Müslüman oluşumuz bize iç eğiti­mimizi tamamlamak ve olgunlaştırmak için "Kur'an'ı tertil üzere okuma" (Furkan,25/32;Müzemmil,73/4) görevi yanında; her türlü zulme, baskıya, şirke ve müşrik otoriteye karşı tevhidi haki­kati hakim kılma mücadelesini de yüklemektedir. An­cak böylesi bir mücadele sürecine katılarak şahitliğimizi yerine getirebilir ve şahitliğimizle imanımızı doğ­rulamış oluruz. Ve biliriz ki müminler, "şahitliklerinde dosdoğru davrananlardır" (Mearic,70/33). Hakikatin şahitliğini yap­mak, hakikate inanmaktır. Şahitlik, İslami mücadele­ye katılmaktır.